TASD /Molyer - Süleyman Gürsoy

“Bir an önce kendi markalarımızı oluşturmamız gerekiyor.”

TASD /Molyer - Süleyman Gürso - Palamut Group

Firmanız Molyer Ayakkabı’yı tanıyabilir miyiz?

Molyer Ayakkabı, yirmi üç senelik bir firma. Firmamızı Laleli’de kurduk ve üretime geçtik. Yıllık iki yüz seksen bin çift ayakkabı üretiyoruz. Bunun yüz elli binini kendimiz üretip kalanını ürettiriyoruz. İmalatımızın üçte ikisini ihracat yapıyoruz.

 Peki, Molyer’i diğer firmalardan ayıran ne oldu? 

Laleli firmaları ağırlıklı olarak Rusya pazarıyla çalışırlar. Biz on sene önce pazarı çeşitlendirme kararı aldık. Çünkü tek pazar her zaman risklidir. Şu anda Avrupa’da iki yerde showroom’umuz var. Almanya ve ağırlıklı olarak Benelüks ülkelerine ihracat yapıyoruz. Rus müşterilerimiz de var tabii fakat şu anda ticaretimizin onda birine tekabül ediyorlar. Daha çok Avrupa ile çalışıyoruz. Farklı ülkelere kaliteli ve hızlı hizmet verebildiğimiz için diğer firmalardan ayrıştığımızı söyleyebilirim.

Ayakkabı tasarımında yeni trendler nelerdir?

Doğuda ünlü tasarımcılar yetişmeye başladı. Bizim, modanın da sermayenin de doğuya yöneleceğini hesap ederek bir an önce ayakkabıda Türk modasını oluşturmamız gerekiyor. Özellikle tasarım yarışmalarına katılan gençlere de tavsiyemiz bu. “Milano’nun sokaklarından esinleneceğinize; Osmanlı dönemine ait eşyalardan, takunyasından, kaftanından esinlenerek Türk ayakkabı modası akımını oluşturun.” diyoruz. Çünkü, gelecek burada. Yani, marka olmak zorundayız. Ticaretimiz gereği her zaman satan ayakkabıyı üretmemiz gerekiyor. Çünkü ticareti riske atmaya gelmez. Yapmış olduğumuz koleksiyonların içinde birkaç tasarım deneyerek, onlara şimdilik bu imkanı tanıyabiliyoruz. Eminim ki gençlerimiz de yeteneklerini göstererek bu işin altından kalkacaklardır. Önemli olan bu cevherleri ortaya çıkarabilmek. Mesela Nike’ın tasarımcısı Sefa Şahin bizimle çalışmıştı bir süre. Ondaki yeteneği görüp tasarımları için fırsat vermiştik. Firmamız adıyla çok şık tasarımlara imza atmıştı. Şimdi Amerika’da Nike’ın  dört tasarımcısından biri. İnşallah, önümüzdeki yıllarda onun ismini daha çok duyacağımıza inanıyoruz.

Sektörün geleceği hakkında neler düşünüyorsunuz. Gidişatı iyi görüyor musunuz?

Eskiden yapılan “İtalya fuarında etkili olduk, Rusya’ya ihracatımızı yüzde beş yüz artırdık.” gibi sansasyonel haberlerden vazgeçmemiz gerekiyor. Ayakkabı piyasasında ürününü pahalıya satabilenler ancak markalaşarak bunu yapabiliyorlar. Bizim de eksikliklerimizi fark edip onların üzerine gitmemiz, bir an önce kendi markalarımızı oluşturmamız gerekiyor.

Markalaşmak için neler gerekiyor?

Özgün tasarım, doğru konumlandırma ve disiplin, kurumsallaşma ve markalaşma sürecinde etkili. Ayrıca  marka olan firmalarla çalışarak da kendimizi bu süreçte geliştirebiliriz çünkü markaların sunum anlayışını, üretim anlayışını kapmadığınız sürece marka olamazsınız. Mesela, on-on beş sene önce bir İtalyan firmasıyla çalışmaya başladığımızda biz ayakkabının içine pelür kağıdı bile koymayı bilmiyormuşuz, bize öğrettiler. Bir Amerikalı bize dedi ki; “Siz çok ufak üretimlersiniz, Amerika’yla çalışamazsınız.” Başka bir Amerikalı ise şöyle söyledi: Sizin üretimleriniz çok ufak, bu bir avantaj çünkü küçük koleksiyonlarla çok hızlı şeyler hazırlayıp Amerikan pazarına hitap edebilirsiniz.” Önemli olan bu bakış açısı, dezavantaj dediğimiz tarafımızı avantajlı hale getirmek.

TASD /Molyer - Süleyman Gürso - Palamut Group

Röportaj için bulunduğumuz TASD ofisinin vitrininde bu ayakkabıları gördük ve Süleyman Bey ayakkabıların duygu dolu hikayesini anlattı. O ayakkabılar, Halep’e yardım kampanyası düzenlenirken, Konya’da bir çocuğun yardım edecek başka bir şeyim yok diyerek bıraktığı ayakkabılarıymış.

Zaten biraz da değinmiş olduk. Bu sayıda bültenimizin konusu ihracat. İhracata bakış açınız nedir?

Ayakkabı ihtiyacı bitmeyecek, ayakkabı pazarı hep olacak. Biz sadece Çin’e rakip olamayız,  çünkü onlar iki milyar nüfusuyla birçok şeyi ekonomik üretiyorlar. Küçük işletmelerimizden değerli koleksiyonlar, bize ait değerli koleksiyonlar üreterek dünya pazarına kendimizi tanıtabiliriz. Çünkü İtalya’daki üretimler de böyle ufak ufak üretimler. Zaten kaliteli ayakkabıyı ancak küçük çaplı üretimlerde çıkarabilirsiniz. Bir de endüstriyel üretimlerin Türkiye’de başlaması gerekiyor. NBA’de giyilen basket ayakkabısının üretimini, Barcelona takımlarının giyebileceği bir krampon üretimini gerçekleştirebileceğimiz altyapıya ve mühendisliğe ihtiyacımız var. İhracat açısından endüstriyel üretimi önemli buluyorum. Bu vesile ile MEB ile yapmış olduğumuz görüşmede Ayakkabı Mühendisliği bölümünün sözünü de aldık. Bu haberi de sizlerle paylaşmak istedik.

İthal ürünlere ek vergi getirilmesi hakkındaki mevzuatı nasıl değerlendiriyorsunuz?

TASD olarak bu konuda öncülük ettik.  Hükümetimize de desteklerinden dolayı minnettarız. Ek vergi birçok firmanın işine yaradı fakat fiyatlar yükselince Nike ve Adidas gibi marka ürünlerin taklitleri satılmaya başlandı. Sahteciliğin önüne ancak ilgili markaların başvurusu geçebiliyor. Ne yazık ki bu firmalar sahte üretimleri bir nevi reklam olarak gördükleri için müdahale etmiyorlar. Bu imajımızı zedeliyor ve bu durumun önüne geçmek için ayakkabıcılarla görüşülmesi, belki zirvelerin düzenlenmesi gerekiyor.

Kromlu deriye gelen fon hakkında düşünceleriniz nedir?

Hükümetimizce onaylanmış doğru bir karar. TASD bu konuda diğer STK’lar ile işbirliğine girerek çalışmalarını sürdürüyor. Böylelikle kaliteli derimiz biz yerli üreticilerimizde kalacak ve daha kaliteli ayakkabı üretmiş olacağız.

Aynı zamanda Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği başkanısınız. Dernek ile ilgili konuşalım biraz.

İsmimizle malum olduğu gibi Türkiye’nin ayakkabıcılarının derneğiyiz. Sadece İstanbul’un değil, ülkemizin dört bir yanından firmalarla görüşüp, güçlenmeye çalışıyoruz. Şu anda üye sayımızı üç yüz elliye çıkardık. Hedefimiz, altı yüz. Güçlü bir dernek haline gelip hem hükümetle hem piyasayla söz sahibi olmayı hedefliyoruz. Eğer ayakkabıdan bahsedilecekse; ihracat yapılıp, fuarlar düzenlenecekse TASD’a sorulsun istiyoruz.

Dernek olarak devlet işbirliğiyle planladığınız projeleriniz var mı?

İstanbul Ticaret Odası’yla birlikte UR-GE Projesini hazırladık. Yirmi yediye yakın firma bu projenin içerisinde. Projenin amacı; küçük işletmeciyi ihracata hazırlamak. Daha sonra İtalya’nın Marke bölgesinde İtalyan üreticilerle Türk üreticileri bir araya getirip, yaşlanan İtalyan üretimini Türk üreticiyle tanıştırmak istiyoruz. Çünkü İtalya’da yeni jenerasyon ayakkabı işiyle ilgilenmiyor. Sağlam üreticilere ihtiyaçları var. Ayakkabı üretimi bir kültür ve İtalyan üreticiler bu kültüre hakim. Onların üretim kültürünü kendi üreticimize aşılayabilirsek, markalaşma yönünde önemli adımlar atacağız.

Ayrıca Eximbank’la görüşme halindeyiz. Halihazırda Eximbank’ın Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla küçük ve orta ölçekli işletmelere dağıtılmak üzere yirmi beş milyar liralık bütçesi var. Biz bu bütçeden üyelerimizi yararlandırmak amacıyla görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Yüksek faizlerle bankalara borçlanmak yerine Eximbank’ın bütçelerinin kullanılmasını destekliyoruz.

Eylül ayında Çin’de Asya Ayakkabıcılar Birliği Zirvesi yapılacak. Buraya ‘özel misafir’ olarak davet edildik. Önemli bir zirve, birçok ünlü marka da katılacak. Zirvede Türk ayakkabıcılarla çalışmanın avantajlarını anlatacağız ve katılımcıları AYMOD fuarımıza davet edeceğiz. Aynı zamanda kadın sayacı yetişmesi adına belediye ve kaymakamlıklar ile iş birliği içerisindeyiz.

Hem kendi firmanız hem de dernekle ilgilenmek yorucu olmalı. Vakit bulduğunuzda nelerle ilgilenirsiniz?

Ayakkabıcılık yoğun bir iş, sezonun biri biterken diğeri başlıyor ve sıfırdan hazırlanmak gerekiyor. Zaten vakit ayıramazken dernekle birlikte vakit ayırmak daha da zorlaştı. Dernekçiliğin de sevabı olduğunu düşünüyoruz, tek gayemiz ardımızda bir hoş seda bırakmak.

TASD /Molyer - Süleyman Gürso - Palamut Group

Sayın Cumhurbaşkanımızın Fatih Terim Stadı açılışında TASD’ın ricasıyla giydiği yerli kramponlar.

keyboard_arrow_up

Copyright © 2018 Palamut Group. All Rights Reserved.

Maverainteraktif