Hikmet Sönmez – Palaska Kemer

 ‘’Kim Neyi Yakıştırıyorsa O Artık Moda’’

PALASKA’NIN KURULUŞ HIKAYESI NEDIR?

 1923 yılında dedemiz Yugoslavya’dan İzmir’e geliyor ve bu mesleğe başlıyor. İstanbul’a da gidip-gelip mal satıyor ve daha sonra üretimi İstanbul’a taşıyor. Önce evde, sonra Mercan’da bir handa 10 m2 bir dükkânda başlıyor. Dayılar devralınca önce 350 m2’ye sonra 1000 m2’lere çıkartıyorlar atölyeyi. Şimdi de biz dayılarla birlikte devam ediyoruz. Büyümemizin sebebi hem yapmış olduğumuz işin kalitesi hem de bu işi sevmemiz. Bir başka sebep de bir müşterimizin bizi küçük görmesi. Baktık bu iş ‘ye kürküm ye’ biz de hem müşterilerimizi büyüttük hem de kendimiz büyüdük. İlk kurulduğumuz günden bu yana tek imalatımız kemer üzerine. 1975’ten itibaren yurt dışına da üretim yapmaya başladık.

FUARLARA KATILIYOR MUSUNUZ?

Fuarcılık eskiden iş demekti, şimdi ise firmaların birbirlerine gösteriş yapması oldu. Artık hiçbir fuara katılmıyoruz. Ne yerel ne de uluslararası. Tamamen tavsiye üzerine iş yapıyoruz. Müşteriler birbirlerine tavsiye ediyor. Fransa’da 23 tane müşterimiz var, 568 tane ihracat müşterimiz var mesela. Bizde pazarlama bölümü yoktur. Biz müşterimize ürünümüzü söylediğimiz zamanda, söz verdiğimiz şekilde göndeririz, hepsi bu. Fuara katılsam nasıl başa çıkarım?

HİTAP ETTİĞİNİZ MÜŞTERİ KİTLESİ HANGİSİ?

 Aşağı yukarı Türkiye’deki bütün markalar. Ama zincir mağazalarla fazla işimiz yok, çünkü onlar hızlı mal ve fiyat odaklı.

HİÇBİR PAZARLAMA FAALİYETİ YÜRÜTMEKSİZİN BU KADAR BAŞARILI OLMANIZIN NEDENLERİ NELER?

Bir kere müşteriyi kandırmıyoruz. Kalite olarak elma gösterip armut satmak yok bizde. Elmaysa elma, armutsa armut. Ucuz kalite mi istiyor müşteri, bizde var. Pahalı mı istiyor, pahalı da var. Hammadde benim elimde, onunla sen ne istersen onu üretirim. İyi mal istersen iyi mal, kötü mal istersen kötü mal üretirim. Yelpazeyi geniş tuttuk. Sonuçta bu bir arz-talep meselesi. Her kesime hizmet ettiğin için iş yapıyorsun. Her ürün neticede para kazanmak için yapılıyor, ticaretin amacı bu. Ucuz yapan da para kazanıyor. Ama armuda elma fiyatı vermek olmaz.

AMA SEKTÖRDE BU TIP SORUNLAR SIKÇA YAŞANABİLİYOR MAALESEF. SEKTÖRÜN GİDİŞATINI NASIL GÖRÜYORSUNUZ?

Bizim sektörde 3-3,5 dolar civarında işçilik gideri var, ama malzeme pahalı. Onun için bizim Çin’den korkumuz yok. Çin ancak suni deride bizi vurur, çünkü suni derinin hammadde fiyatı ucuz. Ama işçilik yoğun olan bir takım elbise bizde 36, Çin’de 6 liraya geliyor. Onun Çin’de yapılmasında avantaj var, kemerde bu avantaj yok.

YURT İÇİNDEKİ TABLOYU NASIL DEĞERLENDİRİYORSUNUZ?

Yurt içinde herkeste ufalma var, çünkü insanlar bilinçsizce borçlandı. Ev aldı, araba aldı. Adam para kazanacak ki harcasın. Ama kazandığı parayı eve bağladı, arabaya bağladı. O adam artık gidip alışveriş yapmaz ki! Başbakan niye ‘ihracat ihracat’ diyor? İhracata çalışacağız, oradan bir para gelecek ki iç piyasadaki borçlarımızı ödeyelim. Ama sadece iç piyasada kalırsak, ürünleri satamayacak hale geleceğiz. Satamayınca üretmeyeceğiz, üretmeyince işçilerimizi çıkartacağız. Bu işler zincirleme ilerler. İnsanlar 1500 TL maaş alıyor, 1000 lirasını ev borcuna yatırıp 500 lirayla geçinecekse piyasa açılır mı, açılmaz. İşçi para kazanmak zorunda. Ama bir işçinin işverene nerdeyse aldığı maaş kadar da maliyeti var. Oysa devlet işçinin maaşına bir parça da kendi bütçesinden eklese, o işçi ekstradan harcama yapabilecek hale gelir. İşveren açısından da merdiven altı üretimle baş etmek kolaylaşır. Sektörde vadelerin uzamasının sebebi herkesin birbirinin üstüne binmesi. Bu zincir patladığı zaman altından kimse kalkamaz. Herkes çark dönsün diye şu anda birbirini destekliyor. Mesela %50-60 ihracatım olmasa ben dönemem. Bu şekilde anca faize bulaşmadan, öz sermayemle dönüyorum. SU

BAZLI YAPIŞTIRICIYA GELIRSEK, SIZ NE GIBI AVANTAJLARINI GÖRDÜNÜZ, MÜŞTERİLERİN TALEP ETTIĞİ BİR ŞEY MİYDİ?

Müşteriden ziyade biz kendi sağlığımız açısından tercih ettik bu ürünü. Eskiden su bazlıların yapışkan özelliği pek fazla değildi ama artık gelişti, kalitesi arttı. Yoksa su bazlı yapıştırıcı kullanımı müşterinin farkına varacağı bir şey değil aslında. Müşteri görsele bakar, beğenirse alır. Bilinçli müşteri yok. Bir ürüne yüksek fiyat koyduğun zaman müşteri bu iyi üründür diye düşünüyor. Sıkıntı da orda zaten. KENDA FARBEN ÜRÜNLERI IÇIN PALAMUT GROUP’LA ÇALIŞIYORSUNUZ. İŞ ILIŞKILERINIZ NASIL, MEMNUN MUSUNUZ? Palamut Group’un elinde sürekli stok var. İstediğimiz zaman, istediğimiz kadar alıyoruz. Bütün bunlar avantaj. Bizim stoklamamız gerekmiyor. Ayrıca bu süreçte kullanılan otomatik makineler sayesinde eskiden 4 kişiyle yaptığımız işi 2 kişiyle bitiriyoruz. Bir de hızdan dolayı avantajlı oluyor tabi. KENDA FARBEN FINISAJ ÜRÜNLERININ TEKNIK VEYA MODA AÇISINDAN YETERLILIĞINDEN MEMNUN MUSUNUZ? Bir sıkıntımız yok. Zaten piyasa hangi ürünü kullanırsa sen de onu kullanmak mecburiyetindesin. Ayakkabı sektörü Kenda’yı seçerse sen de onunla yürümek durumundasın, çünkü farklı markaların boyalarıyla aynı rengi tutturman imkânsız. Ton farkı olur. MODA AKIMLARI AYAKKABI, DERI, KEMER SEKTÖRÜNÜ NASIL ETKILIYOR SIZCE? Eskiden düz, natürel deriler vardı. Ama şimdi kârlılığı artırmak için el işçiliği, el boyaması, el finisajı gibi uygulamalar revaçta. Bunlar özellikle ayakkabı üretiminde zorlar, çünkü bir ayakkabıyla öbürünü tutturman kolay olmaz. Ama kemer gibi tek parça işler için kolay yöntemlerdir. Konu modaysa, şu an her şey moda. Kim neyi yakıştırıyorsa moda. Moda birilerinin arkasından gitmek demek. Fuşya rengini Prada yaptığı zaman çok güzeldir, sen yaparsın hiç de güzel olmaz. Yeter ki sen güzel şeyler yap. Çünkü bir marka bir şeyi yaparsa moda oluyor, o marka yapmazsa o moda olmuyor. 3 parmak eva tabanı Prada yaptı. Sen görsen onu alır mıydın? Ama Prada yaptı ya, şimdi herkes onu istiyor. Bizim en büyük eksiğimiz kendi tasarımlarımızı yapmamamız. Mesela biz kendi tokamızı, kemerimizi kendimiz tasarlarız. Model ekibimiz var. Sen bir çizim ver, onlar yapar. Ya da bir ayakkabı ver, ona uygun kemeri yapar. Eskiden fuarlarda ‘Bu sene bu renkler moda’ denirdi. Giyimde de ayakkabıda da kemerde de o renkler ve tonlarıyla koleksiyon yapılırdı. Şimdi öyle değil. Eskiden erkek adam rugan ayakkabı giymezdi mesela, ancak smokinin altına giyilirdi, ama artık çok satılıyor. Spor ayakkabının kenarı bile rugan yapılıyor. Ama yurt dışında o kadar rugan yok mesela, bizde var! Artık müşteri sana isteğini söylüyor, sen de o doğrultuda koleksiyon yapıyorsun. Burada yüzlerce model var ama kimi müşteri geliyor, şunun şurasını alalım, bunun burasını alalım derken ortaya farklı farklı koleksiyonlar çıkıyor. Bu durumda bir modadan söz edebilir miyiz? Hayır. Herkes sattığı malı alıyor. Yeter ki ne satabileceğinin kararını vermek, ona inanıp onu almak. Bazısı yenilik yapacağım diye çorba yapıyor. Şov amaçlı tasarım ayrı. Görünce hoşunuza gidebilir ama iş satın almaya gelince sokağa giyebileceğiniz bir şey alıyorsunuz. 20 sene öncesine kadar işe kot pantolonla giden adamı içeri almazlar, işini de ciddiye almazlardı. Beni adam yerine koysunlar diye fuara takım elbiseyle giderdim. Ama artık böyle şeyler geçerliliğini yitirdi. Öyle bir kaygı yok. Herkes aşırı rahat! Tarz değişiyor, insanlar değişiyor.

SEKTÖRDEKİ BÜTÜN SIKINTILARI BİLEN BİRİ OLARAK BU İŞLERE ATILMAK İSTEYEN GENÇLERE NE TAVSİYE EDERSİNİZ?

 Biz şanslıydık hem işi biliyoruz hem de sermayemiz oluştu. Yeni neslin böyle bir işi yapabilmesi için ne bilgisi yeterli ne o vizyonu var ne de sermayesi var. Eskiden bu iş sermayesiz olurdu. Bir dikiş, bir tıraş, bir de kesim makinesi aldın mı yavaş yavaş işi büyütebiliyordun. Şimdi deri almaya gitsen seni kimse tanımaz, sermaye lazım. Deriyi parayla aldın, 12 aylık satacaksın. 12 aylık derini tedarik edecek bir para lazım. O para var mı? Yok. Zaten o para olduğu zaman kiraya ver, kiradan daha çok para kazanırsın! Kimse bu şartlarda girmez bu işlere. İşi gerçekten sevmek, bilmek, öğrenmek lazım. Bunun için de sabır ve zaman lazım ki o da yeni nesilde yok! El kabiliyeti kalmadı. Maneviyat bitiyor. Tüketicilik var, üreticilik yok. Ama gün gelecek, zanaatı olan insan daha değerli olacak, çünkü yapan kalmadı. Şu an emeğin değeri yok, çünkü bir ayakkabıyı Çin’de 5 liraya yaptırıp getiriyorsun. Ama Çin’de de fiyatlar arttığı zaman, hepimizin canını okuyacak. Avrupa ekonomisi bu sebeple geriye gitti. Ne kadar çok işçi çalıştırırsan piyasadaki alım gücünü o kadar artırırsın. Şimdi biz yanımızdaki elemanı çıkarıp nasıl olsa ucuz diye Çin’den alıyoruz. Ama bir süre sonra iç piyasada o kemeri alan insan kalmayacak. Sektör bitiyor.

İŞ DIŞINDA HOBİLERİNİZ VAR MI?

Fırsat buldum mu Sapanca’ya gidiyorum. Doğanın, ormanın içinde kafamı dinliyorum.

İŞ SEBEBIYLE SIK SEYAHAT EDİYOR MUSUNUZ?

Hayır. Eskiden fuarlara en azından kendim gezmeye gidiyordum ama şu an hiçbir yerde bir yenilik yok, bitti artık. İnsanlar kazandıkça yeni bir şeyler üretiyorlar. Kazanmayınca bir şeye değmez diyor, üretmemeye başlıyor. Eskiden İtalya’da bir fuara gitsen, nerden baksan bir 20-25 yeni toka görürdün. Son 5 senedir hiçbir şey yok. Fuarlar durmadan ufalıyor. Benim için gidince sıkılmadığım yer Marmaris. İtalya’ya gittim mi 3 gün sonra sıkılıyorum. Beyaz peynirle domatesi özlüyorsun! Memleketimiz güzel ama elimizdeki değerlerin farkında değiliz. Cennet gibi bir ülkemiz var. Yurt dışından hangi müşteri gelse bayılıyor. Yunanlı müşterimi bile burada balıkçıya götürdüm, bayıldı. Çünkü buradaki çeşitlilik orda yok.

keyboard_arrow_up

Copyright © 2018 Palamut Group. All Rights Reserved.

Maverainteraktif