Hakan Öztürk Loren Ayakkabı -Öztürk Terlik

Devletin bize en büyük desteği, ekonomik istikrarı sağlamak...

Bize kendinizden ve firma geçmişinizden kısaca bahseder misiniz?

Firmamız 1969 yılında babamız Nurettin Öztürk tarafından kuruldu. Faaliyetine ökçe imalatıyla başlayıp ilerleyen yıllarda terlik üretimi ve toptan alım satımıyla devam etti. Ayakkabı işi baba mesleği olduğu için biz de çocukluğumuzdan itibaren bu mesleğin içerisindeyiz. Bugün 80 civarı çalışanımızla, Comfort grubu ayakkabı üretimi ile sektörde hizmet veriyoruz. Rahatlık en büyük önceliğimiz ve farkımız. Ayakkabı, sandalet ve botlarımızla ayakkabıda rahatlığa önem veren orta yaş ve üzeri bayanlara hitap eden bir ürün yelpazemiz var. Ülkemizdeki insanların çoğunluğunun gelir düzeyi orta seviyede olduğu için tüketim bu grupta hacimli oluyor. Fiyatlarımızın standart olması da müşteriye bir güven duygusu verir.

Ayakkabılarınızın rahatlığının sırrı nedir peki?

Rahatlık bizim ayakkabımızın en baştaki satış sebebidir ve öncelikle iç kalıp ölçülerinden başlar. İç kalıp ölçüleri ve giydirme Türk standardına uygun ölçülerde yapıldıysa haliyle rahat olur. Burada benim veya kalıpçının standardı geçerli değildir. Benim satmış olduğum kesime hitap etmiş olmam önemli. Bir diğer unsur da kullanılan malzemelerin yumuşak olmasıdır. Ayakkabının mostrası, yani tabanı da önemlidir. İçinden olan tabanı eğer yumuşaksa, ayağınıza giydiğiniz zaman da bir rahatlık hissi veriyorsa o ayakkabı doğru ayakkabıdır. İçinde kullandığımız vakumlu süngerlerimiz, dikiş ve kabartmalarımızla yıllardır tercih sebebiyiz. Modeller de önemli tabi. Ayakkabı ne kadar yumuşak olursa olsun gündemde olan modayla malzemeyi bir araya getirmek gerekiyor. Ki bizim işimiz de bu zaten.

Gündemi nasıl takip ediyorsunuz?

Türkiye genelde Avrupa ve Çin’i takip ediyor. Biz Avrupa’yı tercih ediyoruz, çünkü Çin’i takip etmek bize bir avantaj sağlamadı. Geçtiğimiz dönemlerde gittik baktık, model anlamında bizden daha üstün bir şey bulamadık. Bugün hala en kaliteli ayakkabıyı bulabileceğiniz yer Avrupa’nın belirli bir kesimi... İtalya, Almanya, Belçika, İspanya... Biz de vitrin çalışması anlamında öncelikle orayı takip ediyoruz. Daha sonrasında iç piyasada malımızın sattığı bölgelerde araştırma yapıyoruz. O sezon ne satmış ne satmamış. Perakendeci için son çiftine kadar satmış olduğu ayakkabı en sevdiği ayakkabıdır! Bizim amacımız elbette en çok satanın yeniden aynısını yapmak değil. Nasıl revize ederim, nasıl bir dahaki sezon daha farklı bir şekilde müşterime sunarım... Özetle Avrupa ve iç piyasanın birleşiminden yeni sezon doğuyor. Fuarlarda yeni renkleri görüyoruz. Ama bizim grubumuzda satan renk bellidir. Alternatif renkler diğerlerini sattıran renklerdir. Bu da işin apayrı bir püf noktası!

Bir imalatçı olarak palamut group’la çalışmak ne gibi avantajlar sağlıyor?

 Palamut Group ile çalışmak başlı başına bir avantaj. İşine önem veren ve güncel gelişmeleri takip eden bir firma. Dolayısıyla yeniliklerinden faydalanarak firmamıza katkı sağlıyoruz. Tercih ettiğimiz ürün çeşitleri Kenda Farben su bazlı yapıştırıcı en önemli girişimlerinin başta gelenleri... Türkiye şartlarında su bazlı yapıştırıcıyı servisi ve hizmetleriyle takip eden en önemli firmalardan biri Palamut Group. Öte yandan bir derdimiz olduğunda çok çabuk dönüş aldığımız bir firma. Çoğu kez hemen o gün, değilse ertesi gün içinde ya kendileri gelip çözer ya da gerekli çözümü bize ulaştırır. İstanbul firması olmasına rağmen, teknik servisin şehir dışına hizmeti çok hızlı. Başka şehirlerden başka tedarikçilerimiz de var. Fakat hiçbirinden bu tip bir hizmet kalitesi görmedik. Ekibi de hızlı, en ufak bir parça ve malzemede bize çok hızlı dönüş yapıyor. Bir de gündemi takip eden bir firma. Sentetikle ilgili finisaj malzemelerini ben ilk defa Kenda Farben’den, Palamut Group’tan aldım. Üzerine düştüler, ilgilendiler. Eminim aynı ürünleri üreten başka firmalar da vardır ama ben ne servislerini ne tanıtımlarını gördüm...

İleriye dönük yatırımlarınız nelerdir? Perakende satış için çalışmalarınız var mı?

Makineleşme, ar-ge ve üretim adedini arttırma anlamında yatırımlarımız her geçtiğimiz sezon artıyor. İlerleyen zamanlarda bilinçli ve kontrollü olarak büyümeye devam etmeyi planlıyoruz. Ancak perakende sektörüne yatırım yapmayı düşünmüyoruz. Biz üretim yapan bir firma olmaktan memnunuz. Bizim piyasada ‘Bu malzemeyi kullanmam, bu paraya bunu üretmem, şu fiyata satacağıma hiç satmam’ gibi önyargılarla hareket eden, eski kafalı diyebileceğimiz üreticiler var. Bu laflar hep dillerinde ama üretimlerine bakınca da hiçbir şey göremiyorsunuz. Kendi egonuzla iş yapmaya kalktığınızda ortaya çıkan bu tip yaklaşımlar uzun vadede firmaları çağın, beklentilerin ve aktif ticaretin dışına iter. Biz sektöre asla bu şekilde bakmadık. Günceli, modayı, tüketici beklentilerini daima dikkate aldık ve kendimizi ona göre şekillendirdik.

 İzmir’den baktığınızda İstanbul piyasası nasıl görünüyor?

İstanbul sektörün kalbinin attığı yer. Yan sanayi merkezi olduğu için bizim de seyahatlerimiz oluyor. İzmir’den bakıldığında İstanbul Türkiye’nin dünyaya açılan kapısı olduğu için imkanları çok fazla. Bunu iyi değerlendiren şirketler her zaman kazanır

İzmir ayakkabı sanayisi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

İzmir’de bir kısım hacimli olarak hem kendi markasıyla hem de fason markalara üretim yapan büyük firmalar mevcut. Bir kısım ise, günlük değişimlere ayak uydurmaya çalışıyor, fakat istikrarı yok. İzmirli üretici para kazanıyor ama işine yatırım yapmıyor. Bizimki kadar büyük bir site Türkiye genelinde yok. Işıkkent içerisinde hepsi bir arada yaklaşık 1000 küsur imalatçı var. Ama dediğim gibi işine yatırım yapan insan sayısı çok az. Kendi kişisel harcamalarına, keyfine daha çok zaman ve para harcıyor. Eğer biraz daha yatırım olsa bugün birçok firma çok daha iyi yerlerde olabilirdi. İzmir’in adı daha çok duyulur, daha çok müşteri gelirdi. Bir de bizim burada herkes ustadır! Meslekten anlar, ayakkabıyı eline aldığında ben bunu şöyle yaparım böyle yaparım der. Ama işe ticari boyutuyla bakan insan yoktur. Çoğunluk sadece ayakkabıyı yapmakla yetinir. Tabi bir malın malzemesini alıp temin etmek bambaşka bir iştir. Zaten büyük şirketlerde alıma bakan ayrı bir grup çalışır. Diğer yandan satışa bakan ayrı bir satış ekibi çalışır. Ustalık ise apayrı bir şeydir. Yani hem ustayım hem alıp satabiliyorum diyorsan o zaman zaten başarılısındır.

Bu anlamda siz örnek firma oluyorsunuz aslında. Ar-ge ve makineleşmeye yatırım yapmak sizi diğer firmalardan ayıran bir özellik oluyor...

Bizim grubumuzda böyle diyebilirim. Hem suni deride hem de deride su bazlı yapıştırıcıya geçmek, makineleşmek cesaret isteyen işler. Küçükten itibaren babam ve amcamız bizi belli yanlışları yapmamızı da göze alarak işin içine bıraktılar. İşi işin içinde öğrendik. Onların verdiği büyük bir cesareti miras aldık. O cesareti bazı şeyleri kaybetmeyi göze alarak verdiler. İlkokuldan itibaren tatillerde hep iş yerindeydik. Ama burada olmayı da hep sevdik. Zamanında risk alarak ticareti kendi başımıza yapma imkânı verdikleri için çok şey öğrendik. Biz özgüvenimizi kendi kendimize kazandık. Bugün burada olmaya gerek görmediklerine göre onlar da erken yaşta bunun faydasını gördüler demektir! Biz bu yola baş koyduk, risk aldık ama başarılı olacağımızdan da emindik. Gerekli denemeleri de hep yaptık, aşama aşama üretim sistemimizi değiştirdik. Şu anda mesleki anlamda çivisiz monta yapıyoruz, su bazlı yapıştırıcı kullanıyoruz, ayakkabılarımızda solvent içeren hiçbir madde yok... Suni deri çalışmamıza rağmen tabanı, içi, astarı ve yüzlüğüyle %100 fitalatsız ayakkabı üretiyoruz. Bütün ayakkabılarımız henüz ürün aşamasındayken, seri üretime girmeden laboratuvara gider, sonuçlar alınır. Yurt dışıyla çalıştığımız için malzemelerimizde de stoklu gidiyoruz. En büyük sebebi de her sezon kullanacağımız malzemeyi garanti altına almak. Testleri yapılıyor, bir sezon içerisinde yüzbinlerce çift ayakkabı üretilmiş oluyor.

Yerel ve ulusal fuarlara katılıyor musunuz?

 Firma olarak fuarlara katılmıyoruz. Fakat markalara ar-ge desteğiyle birlikte fuar koleksiyonları hazırlıyoruz. Dolayısıyla fuarlara tek firma olarak değil de çoklu olarak katılımlarımız oluyor.

Makine ve bina yatırımları yapma ihtiyacı nasıl doğdu?

Ürettiğimiz ayakkabı grubunda yurt dışıyla rekabet etmek anlamında büyük yatırımlar yapmak ve makineleşmek gerekiyordu. Biz de kendi öz sermayemizi işimizde değerlendirerek bu rekabete girdik.

Yeni bir makine yatırımı yaptınız ve su bazlı yapıştırıcı kullanımına geçtiniz. Bununla ilgili süreç nasıl gelişti, nasıl karar verdiniz?

 İmalatçı gözüyle baktığımızda yapıştırıcı değiştirmek çok büyük bir risktir. Biz bu riski aldık ama bilinçli bir şekilde aldık. Öncelikle bir sezon tek ürünün, tek kalite, tek renginde üretim yaptık ve o ürünün geri dönüşünü takip ettik. Herhangi bir sıkıntı yaşanmadığını görünce bütün üretimi su bazlıya çevirdik. Kenda Farben su bazlı yapıştırıcıya saya ve üste kısmında geçeli bir yıl oldu. Türkiye’de bizden çok çok daha büyük firmalar var ama onlar henüz cesaret edemedi, o riski alamadı. Ama bizi gözlemliyorlar, onlar için de olumlu bir örnek olmuş oluyoruz. Bu da bize Palamut Group’un kazandırdığı bir avantaj. Sonuçta yılda 400 bin çift ayakkabı yapıyoruz. İleriye dönük çalışma yaptığımız büyük giyim firmalarının ayakkabı reyonları için bize koştukları ilk şart su bazlı yapıştırıcı ve çivisiz monta oluyor. Model, taban, görüntü bir yana, öncelikli kriterler bunlar artık. Bu konuda avantajlı durumdayız. Doğru kullanımla birlikte su bazlı yapıştırıcının çok faydasını gördük. Litre fiyatına baktığımızda pahalı görünse de çıkardığı çift adedi hesaplıya geliyor. Tabi en büyük avantajı insan sağlığı... Hem çalışan hem de kullanıcı anlamında sıfır zarar veren bir ürün. İnsan gücünü azaltarak üretim adedini artırıyor. Bu maddi avantajın yanında hiçbir yanıcı madde içermemesi sebebiyle hem stoklaması hem de kullanımı sırasında sıfır risk taşıyan bir ürün. Kullanım kolaylığı da cabası. Bizim imalathanemizde bütün tabanları tek bir bayan sürüyor. 2 bandın bütün ayakkabılarını tamamlıyor. Hata payı sıfır. Bu bakımdan nitelikli iş gücü zorunluluğunu da ortadan kaldıran bir ürün. Geleceğe dair mecburi olabilecek olan bir konu olduğundan önceden geçişin faydasını göreceğimize inanıyorum. Şu anda ikinci makine bandını da faaliyete geçirdik. İşimizi takip ettiğimiz sürece makine yatırımları devam edecek.

Markalaşma hakkındaki düşünceleriniz neler?

Bugün en doğru adımları atarak en kısa şekilde markalaşmak bile en azından bir 10 yılınızı alır. Bu işler geriye dönük yatırım yapmaya bağlı. Bizlerin veya bizim gibi düşünen firmaların öncelikle hedefi şudur: Ben üretimimi dolduruyorsam, bir sezon sonranın ürününü satıyorsam, ben kendimi buraya adamışımdır. Bu açıdan bakıldığında bir ürünü çok iyi şekilde üretiyor olabilmek işin %50’si. Ama kalan %50’si de marka olmak. Marka olmak için de sabretmek ve uzun vadeli düşünmek gerekiyor. Bugün bazı firmalar, markalaşan ve artık ismini satan firmalar haline geldilerse yapmış oldukları yatırımın meyvesidir.

Aile şirketi olarak sürdürdüğünüz işinizde kurumsallaşmayı düşünüyor musunuz?

Üç kardeş olarak kendi aramızda iş bölümünü zaten yapıyoruz. Yıllardır bağlı olduğumuz prensiplerimiz ve aileden devraldığımız bir şirket kültürümüz var. Geçmişten gelen değerlerimiz bizim için çok önemlidir. Çünkü firma olarak geçmişimizi satın alamayız.

Sektörel anlamda devlet desteğini yeterli buluyor musunuz?

Devlet teşviklerinden yararlanmıyoruz. Firma olarak hep öz kaynaklarımızı kullandık. Devletin sektörümüze vereceği en büyük destek mevcut ekonomik istikrarların devamının sağlanması olur.

keyboard_arrow_up

Copyright © 2018 Palamut Group. All Rights Reserved.

Maverainteraktif